Biyoteknoloji İnsan & Sağlık Moleküler Biyoloji & Genetik

Gen Terapisi – Tarihsel Bir Bakış ve Gelecekteki Beklentiler

Gen Terapisi – Tarihsel Bir Bakış ve Gelecekteki Beklentiler


İnsanlık, tarih boyunca birçok ölümcül hastalıkla karşı karşıya kaldı. Bulaşıcı hastalıklar sayısız canları aldı. Kurbanlarını seçmediler; Gençleri ve yaşlıları eşit bir şekilde ölümüne neden oldular.

2019 yılına doğru hızlı bir şekilde ilerlediğimizde çoğunlukla bulaşıcı olmayan ve yaşa bağlı hastalıkların sevdiklerimizi öldürdüğünü görüyoruz. Ebeveynlerinden kötü genleri miras alan insanlar, genç yaşta ölme eğilimindedir. Şu an genç yaşta ölmek, sadece bir asır öncesine göre çok daha az yaygındır. Sonuç olarak, dünyadaki birçok aile nesiller boyunca bu trajik yükü taşıyor.

Yaşa bağlı hastalıklar, günümüzde insanlar daha uzun yaşadığı için büyük bir problemdir. Bulaşıcı hastalık nedeniyle ölümler günümüzde nadirdir. Ancak sadece yüz yıl önce, yaşlılığa, hatta orta yaşına gelmeden çok önce bulaşıcı bir hastalıktan ölmek tamamen normaldi.

Bir biyoteknoloji devriminin başlangıcındayız. Bu devrim hayatımızı büyük ölçüde iyileştirme ve daha önce tedavi edilemeyen hastalıkları tedavi etme potansiyeline sahiptir. Bu, elbette biyolojik yaşlanmayı da içerir.

Umut verici bir yaklaşım var; gen terapisi…

Bu tedavinin neden bu kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu anlamak (ki şu anda en yeni hızda gerçekleştirilmeye başlandı), tarihine bakmamız gerekiyor. Ancak o zaman nerede olduğumuzu ve gelecekte ne beklememiz gerektiğini anlayabiliriz.

Ancak, devam etmeden önce, temel bir soru sormamız gerekiyor:

Gen Terapisi Nedir?

Gen tedavisi, hastalığı tedavi etmek veya önlemek için genleri eklemeyi, değiştirmeyi veya susturmayı içerir. Şu anda birkaç farklı yaklaşım test ediliyor, ancak en umut verici olanı:

  •  Gerektiği gibi çalışmayan mutasyona uğramış genlerin devre dışı bırakılması.
  • Arızalı genlerin sağlıklı olanlarla değiştirilmesi.
  •  Vücudun kendi başına bir durum ya da durumlarla savaşmasına yardımcı olabilecek yeni genlerin eklenmesi.

İlk gen terapisi denemesi 1990’da yapıldı ve Mart 2019’dan itibaren 372 klinik çalışma devam ediyor.

Erken Tarihi

1972’de Richard Roblin ve Theodore Friedmann, Gene therapy for human genetic disease? başlıklı bir makale yayınladı. Science dergisinde yayınlanan makale ile insan genetik hastalıklarında gen terapisi çözümüne bir kez daha değinildi. Ancak,gen terapisinin temelinde yer alan sorun, ilgili genin hücrenin içine nasıl verileceğinin bilinmemesiydi. Makale farklı genetik koşulları tedavi etmek için fonksiyonel DNA kullanmanın olası uygulamalarına odaklanmıştır. Birçok bilim insanı bu fikri kabul etti, ancak yazarlar temkinliydi. Temellerini hala anlamadığımızı ve bilimin ilerleyebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirttiler.

Bu dönüm noktası makalenin yayınlanmasından 18 yıl sonra, gen terapisi için ilk klinik çalışmalar başladı. Ağır Kombine İmmün Yetmezlik isimli hastalığı taşıyan Ashanthi DeSilva ve Cindy Kisik isimli 2 kız çocuğun tedavisi sağlandı.

Her iki hasta da viral bir vektör üzerinden ADA (adenosine deaminase) geninin yeni bir kopyasını aldı. ADA enziminin eksikliği, kızların bağışıklık sistemlerini savunmasız bırakıyordu. Sonuç olarak, potansiyel ölümcül enfeksiyonlar için sürekli risk altındaydılar. Yeni genler, T hücrelerine yerleştirildi ve her iki kız da iyileşmeye başladı. Bağışıklık fonksiyonları önemli ölçüde gelişti ve sonuç olarak korkmadan yaşamaya başladılar.

Gelsinger Olayı

1999 yılında 18 yaşındaki Jesse Gelsinger, Pennsylvania Üniversitesi tarafından yürütülen bir gen terapisi denemesi için kayıt oldu. Jesse, OTC geninde bir mutasyon içeren, nadir fakat yıkıcı bir genetik hastalıktan muzdaripti. Durumu terminal değildi, ama başkalarının bu hastalığın üstesinden gelmesine yardımcı olmak istedi.

Randevu 9 Eylül olarak belirlendi. Jesse tedaviyi dört gün sonra aldı. Ne yazık ki, bağışıklık tepkisi çok güçlüydü ve komaya girmişti. Bundan kısa bir süre sonra vefat etti.

Bu durum karşısında herkes şok oldu. Olay, medyanın ve halk sağlığı kurumlarının dikkatini çekti. Kamuoyu baskısı, FDA’yı ABD’deki tüm gen terapisi klinik denemelerini terk etmeye zorladı. Birçok uzman, kendi iyiliğimiz için çok hızlı ilerlemekte olduğumuza inandı.

Jesse’nin kaderi trajik, ancak tüm gen terapisi alanının ilerlemesini durdurma kararı kısa vadeli bir durumdu. Çok sayıda hayat kaybedildi. Çünkü terminal koşulları olan kişilerin hayat kurtarıcı tedavilere (potansiyel olarak) erişme imkânı yoktu.

İyileşme ve Muhteşem Dönüş

Gelsinger olayı acı bir dersti. Denemelere devam etmek için daha iyi güvenlik önlemlerine ihtiyaç vardı. Başka bir deyişle, daha güvenli viral vektörlere ve daha sıkı plasebo kontrollü çalışmalara ihtiyacımız vardı. Alanın ivmesini tekrar kazanması biraz zaman aldı.

2003 yılında Çin, fonksiyonel gen terapisini onaylayan ilk ülkelerden biri oldu. Daha doğrusu, baş ve boyun kanserlerini tedavi etmek için Gendicine‘i onayladılar. Sekiz yıl sonra Rusya, periferik arter hastalığı için Neovasculgen‘i onayladı. Bu, gen terapisinin Avrupa’ya da gittiğinin bir işareti idi. 2012’de Avrupa Komisyonu, Lipoprotein Lipaz Eksikliği için Glybera‘nın kullanılmasını onayladı. UniQure tarafından üretilen Glybera ilacı beklenen pazar başarısına ulaşılamadı. Ancak bu durum diğer gen terapilerinin onay almasını engellemedi.

2017, FDA onaylı ilk gen terapisi olan Luxturna ilacı için önemli bir yıldı. Bu AAV virüsü bazlı terapi, RPE65 genindeki bir mutasyon nedeniyle görme kaybından muzdarip hastalar için uygun bir seçenek haline geldi. Gen terapisi artık bu kişilerin görmelerine olanak sağlıyor.

Bütün bunlar gen terapisinin her zamankinden daha güçlü bir şekilde geri döndüğünü gösteriyor. Oysa bunlar sadece bir başlangıç…

Şu an gen terapisi çalışmalarında neredeyiz?

1990’lı yıllardan daha farklı bir yerdeyiz. Süreci çok daha detaylı anlıyoruz ve çok karmaşık güvenlik önlemleri alıyoruz. Onaylanan gen terapilerinin sayısı yakın gelecekte patlayacak şekilde ayarlanmıştır. Giderek daha yıkıcı koşullar, artık tedavi edilebilir hedefler haline geliyor.

Beta-talasemi mükemmel bir örnektir. Oldukça yaygın bir kan bozukluğu olmasına rağmen, tedavisi için uygun bir yol yoktu. Sonuç olarak, hastalar tekrar tekrar ameliyat olmak zorunda ve çeşitli komplikasyonlardan muzdarip olacaktır. Bu yüzden Zynteglo‘nun onayı gerçekten bir oyun değiştiriciydi.

Son zamanlarda FDA, 2025 yılına kadar her yıl 10-20 yeni gen terapisi göreceğimizi tahmin ediyor.

Sağlık Hizmetinin Geleceği

Ana hedeflerden biri biyolojik yaşlanma olacak gibi görünüyor. Kanser, kalp hastalığı, Alzheimer hastalığı ve yaşa bağlı diğer birçok sorunun gerçekten üstesinden gelmek için, bu sorunların kök nedeninin hedeflenmesi gerekiyor: yaşlanma.

Yaşa bağlı hastalıkların artık kaderimizi esir almasına gerek yok. Bu korkunç hastalıklardan kurtulma seçeneğimiz var. Kendimizi onlardan kurtarmak için modern tıbbın harika seçeneklerini kullanmalıyız.

Çeviren: Dr. Yalçın DEDEOĞLU

Eklenme Tarihi : 23 Kasım 2019